MESAJLARIM
Müslümanlar birbirlerine merhamet etmeyi öğrenemedikleri müddetçe, dünyanın her yerinde müslümanlara zulmeden küfür güçlerinden de merhamet bekleyemezler.
Hüseyin’in Yolu mu, Yezid’in Yanı mı? // (Faruk Köse)

Facebook da paylaş   Google da paylaş   Twitter da paylaş

09.11.2015

Hz. Hüseyin’den (ra) söz ediyorum. Hz. Peygamber Efendimiz’in (sav) torunu. Hz. Ali Efendimiz’in (ra) oğlu.

Hüseyin, İslam toplumu üzerindeki “ölü toprağı”nı silkeleyip atan, “sulta’ya sorgusuz ve körükörüne itaat”te varılan zirveyi görüp, kitleleri uyandırmak için harekete geçen, “sürü psikolojisi”ne son vererek “kilitlenmiş beyinler”in kilidini açan bir kahraman!

Hüseyin, herkesin “güç”ten yana, “iktidar”dan tarafa, “dünyevi sevdalar”ın peşinde, “çıkar” için “ilahi ilkeler”den taviz verdiği bir dönemde, “Ümmet-i Muhammed”e lazım olan, “zalim iktidar”a karşı “ilahi ilkeler” ışığında “kıyam” etme gerçeğini ve gereğini öğreten, bunu bizzat canını vermek suretiyle pratik olarak gösteren bir yiğit!

Hüseyin, eğer Yezid’in saltanatına karşı kıyam etmeseydi, kıyamete kadar müslümanlar “zulme isyan” etmeyi, “zalim yönetimlere itaat etmeme”yi bir “müslümanca yaşam formu” olarak belleyemeyeceklerdi belki de. Çünkü Muaviye’nin kurduğu ve Yezid’le başlayan saltanat, “iktidara itaat fıkhı” üreterek, kitleleri “iktidara mutlak itaat etmenin faziletleri”ne inandırmıştı bile. Ümmet-i Muhammed’i bu “efsun”dan uyandıran, “kıyamın önderi” Hüseyin oldu.

Yezid ise, Hz. Ali “halife” iken, “meşru halifeye isyan ederek iktidarı ele geçiren” babası Muaviye’den devraldığı saltanatı, “Peygamber’in torununun kafasını kestirecek kadar zalim bir otokrasi”ye dönüştürdü. Ne gariptir ki, Hz. Ali halife iken meşru halifeye itaate yanaşmayan ve “isyan ile iktidar kuran Emeviler”, gücü ellerine alır almaz “iktidara isyan”ı yasaklayan, “itaat”i bir “yaşam formu” olarak “zorunlu bir dini gereklilik” gibi sunan kendi “saltanat fıkhı”nı, daha Muaviye zamanında üretmeye başlamıştı. Yezid’in yaptığı, bunun pratik örneğini göstermek için Kerbela çöllerinde Hz. Hüseyin’in kafasını kesmekten ibaretti.

Yezid ile birlikte Ümmet-i Muhammed öyle “kesin ve keskin bir bölünme” yaşadı ki, artık kıyamete kadar birleşmeleri mümkün değil gibi. Nasıl ki Kabil ilk cinayeti işleyen kişi, “Ümmet’in paramparça hali”nin ilk büyük müsebbibi de Muaviye ve bunu zirveye taşıyan, yerine atadığı oğlu Yezid olmuştu. Nitekim Yezid’in Kerbela’da yaptığı zulüm ve katliam, seslerini çıkaramasalar da Ümmet’in içine hiçbir zaman sinmedi. O tarihten sonra analar evlatlarına “Hasan Hüseyin” ismi verirlerken, “Yezid” ismi, sadece “zalimler için kullanılan bir sıfat” olarak kaldı, müslümanlar çocuklarına Yezid ismi vermediler.

Burada tarihi yargılayacak değilim. “Tarihi doğru okumak” ve “zalimi temize çıkarmak için anlamsız savunma taktikleri geliştirmemek” gerektiğini ifade için bu hakikatlere işaret ettim. Yoksa, ayet-i kerimede buyurulduğu üzere “Onlar bir ümmet idi, geldi geçti” demek lazım. Ancak tabiî ki “gereken dersi almak” ve bugün aynı hataları tekrar etmemek şartıyla.

Ancak bugün müslümanlar arasında “saray fıkhı”nın ağırlığı ve egemenliği hâlâ süregelmekte. Olup bitenleri “saltanat kültürüyle üretilmiş devlet yaklaşımı”yla değerlendiriyoruz ve bunun akabinde hiç de hoş olmayan yerlere varıyoruz. Nitekim bir tarihçimiz, durduk yerde Hz. Hüseyin’in kafasını kestiren Yezid’e övgüler sunmaya kadar varabilmekte. Hatta, “Hz. Hüseyin’i yok etmek için ordu gönderen Yezid”in, Hüseyin’in şehadetinde hiçbir kusuru olmadığını bile söyleyebilmekte. Yezid’i temize çekmek için, Yezid aleyhindeki sözlerin bir “Alevi propagandası” olduğunu bile ifade edebilmekte. Neymiş, Yezid’e tavır almakla, Ehl-i Sünnet olarak Yezid’e haksızlık ediyormuşuz! Daha önce bir siyasetçi de, “Yezid’le Hüseyin karşı karşıya geldiğinde, bizim tavrımız Yezid’den yanadır” demişti. Bunlar mide bulandıran nâhoş şeyler tabiî ki.

Biz müslümanız. Müslümanın “tek bir ölçü kaynağı” vardır; o da “Kur’an”dır. Bu ölçüye uygun “ölçüm işlemi”nin nasıl yapılacağını gösteren “tek bir pratik örneklik”i vardır, o da Rasulullah Efendimiz’in “Sünnet”idir. Olup biten ne varsa, halen ne olup bitiyorsa; olguları, olayları, gelişmeleri, kişileri, kurumları, sosyal kümeleri, çalışmaları vs., tümünü “Kur’an ve Sünnet ölçüsü”ne vurmak ve buna uyuyorsa sahiplenmek, uymuyorsa, hiçbir tevile başvurmadan reddedip karşı çıkmak temel vasfımız olmalı.  

Hiçbir şahsın, hiçbir iktidarın, hiçbir çalışma grubunun veya kurumun vb., “Kur’an ve Sünnet ölçeği”ne aykırı bir hali koruma görmemeli, tasvip bulmamalı, kabul edilmemeli. “İlahi ilkeler”e uyanın başımızın üstünde yeri olmalı, ilahi ilkeleri çiğneyeni ise ayaklar altına almasını bilmeliyiz.

Bu genel çerçevede, tüm müslümanlar şunun ayırdına varmak zorunda ve bunu hemen yapıp yollarını buna göre çizmekle mükellef:

Tarihi bir örneklikten yola çıkarsak, “Hüseyin’in yanında mı gideceğiz, yoksa Yezid’in yayında mı duracağız?” Hüseyin’in yolu “Kur’ani ve Nebevi bir yol”; dünyada acı getirebilir, sıkıntıya düşürebilir, ama ahiret kurtuluştur. Buna karşılık Yezid’in yanı dünyada zevk ve sefayı, saltanat ve refahı getirir, ama ahirette kayba sebep olur. Hüseyin’in yoluna girenlerin dünyası berbat olabilir, ama ahireti âbâd olacaktır; ancak Yezid’in yayında duranların dünyası âbâd olur, ama ahireti berbat olacaktır.

Müslümanlar “İslami kimlik”lerini seçerken dikkat etsinler, gerçeği varken sahtesini almasınlar. Hüseyin’in yolu varken, Yezid’in (ve Yezidleşenlerin) yanında durmasınlar! Olacaklarsa, adam gibi müslüman olsunlar.

Giriş Tarihi: 09.11.2015  (3757)


Etiketler: İslam |  Kur'an |  şeriat |  din |  iman |  cihad |  şehadet |  Muhammed |  Allah |  Hz. Hüseyin |  Kerbela |  Faruk Köse |  medyatizma | 


Adı Soyadı
E-Mail

0 karakter girdiniz. | 1000 karakter kaldı.
Medyatizma Yandaki numarayı giriniz

 
YORUMLAR

Kaleminize sağlık üstad.

09.11.2015 / ömer faruk


Ebu Eyyub el Ensari(Ra)' un yezid'in ordusu ile İstanbul'u feth gelmesine ne diyorsunuz. Bu kadar sahabe zulme ortak mı olmuştur. Sahabeye zulm isnad etmek pek hoş gibi gelmiyor.

09.11.2015 / Trabzonlu Ökkeş


"Ne gariptir ki, Hz. Ali halife iken meşru halifeye itaate yanaşmayan ve “isyan ile iktidar kuran Emeviler”, gücü ellerine alır almaz “iktidara isyan”ı yasaklayan, “itaat”i bir “yaşam formu” olarak “zorunlu bir dini gereklilik” gibi sunan kendi “saltanat fıkhı”nı, daha Muaviye zamanında üretmişti."

Mükemmel tespit Allah razı olsun.

10.11.2015 / Ali Akar


E-Posta: farukkose@hotmail.com       -       Twitter: https://twitter.com/FarukKose52