MESAJLARIM
Müslümanlar birbirlerine merhamet etmeyi öğrenemedikleri müddetçe, dünyanın her yerinde müslümanlara zulmeden küfür güçlerinden de merhamet bekleyemezler.
Suriye’de Kimin İçin Savaşacağız? // (Faruk Köse)

Facebook da paylaş   Google da paylaş   Twitter da paylaş

12.11.2015

Öyle görünüyor ki, Suriye’de ve Irak’ta, “ABD plânları ve çıkarları gereğince savaş”a girilmesi için karar verilmiş. Her an silahlar ateşlenebilir ve “geri dönülmez bir yol”a girilebilir. Basındaki “alıştırma seansları”na bakarsak bu kesin gibi.

Baksanıza, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Türkiye-Suriye sınırını, namluları Suriye’ye çevrili tanklarla, obüs toplarıyla, diğer zırhlı araçlarla ve aktif duruma getirilen hava savunma sistemleriyle “abluka”ya almış. Bu basit bir güvenlik önlemi değil; 910 kilometrelik Türkiye-Suriye sınırında 317 sınır karakolunda 65 bin askerin, 1200 tankın, çok sayıda zırhlı personel taşıyıcı ve 500 zırhlı aracın sınıra konuşlandırılmasından söz ediyoruz.

Kesin olan bir şey daha var; o da bu savaşın bir “ABD yapımı” oluşu; “ABD plânları” doğrultusunda, “ABD’nin bölgeye vermek istediği dizayn”ı sağlamak amacıyla yapılacağı. Yani “Türkiye’nin ihtiyaçları”na göre değil, “ABD’nin plânlaması”na göre savaşılacağı.

Sadece bu da değil; eli kulağında olan savaş sebebiyle olası “mülteci akını”nı karşılasın diye Kilis’in Öncüpınar Sınır Kapısı genişletiyor. Yani mülteci akınına kesin gözle bakılıyor. Ancak bu noktada cevap bulunması gereken ana sual şu: Türkiye’ye akın edecek yeni mülteciler için yapılacak harcamaların masraflarını kim karşılayacak? Madem ABD için savaşa giriliyor, bu masrafların ABD’den ve bölgeden faydalanan diğer ülkelerden tahsil edilmesi gerekmiyor mu? “Bizim yetkililer”, mültecileri yerleştirecek alanlarda yapılan çalışmaların maliyetini karşılamaları için herhangi bir görüşme yaptı mı; yaptıysa nasıl bir sonuç alındı? Bundan da önce, madem ki savaş çıkarılacak, o halde sivil halkın zarar görmemesi için alınacak tedbirler niçin illâ da Türkiye’ye iltica etmeleri şeklinde öngörülüyor? “Mültecileri barındıracak alanın Suriye içinde oluşturulması” gerekmez mi? Bu hususta neler yapıldığını veya bir şey yapılıp yapılmadığını bilme hakkımız yok mu? Öyle ya, savaş bizim verdiğimiz vergilerden ve bizim ülkemizin öz kaynaklarından finanse edileceğine göre...

Ankara’nın, eğer ABD girerse Türkiye’nin Suriye’ye girmesine karar verdiği söyleniyor. Ana senaryo “Türkiye ve ABD’nin havadan vurması; ÖSO, Türkmenler ve Arapların karadan saldırması” şeklinde. Görüldüğü gibi Suriye’deki ana sorunu, yani Esed’i bırakmış, IŞİD’i vurmanın plânlarıyla meşguller. ÖSO, Türkiye ve Araplara düşen vazife ise, ABD’nin IŞİD plânlarına maşalık yapmak. İyi de, madem savaş çıkacak, o halde Türkiye, “hem IŞİD’in, hem PKK’nın vurulması; hem de muhalif grupların Esed’e saldırılarının organize edilip silah ve lojistik destek verilmesi” şu şartını koşmalı ve aksi halde savaşa yanaşmamalı değil miydi?

Lâkin, bırakın böyle esaslı ve gerekli bir şartın ileri sürülmesini, basında yer aldığına göre Türkiye “kara harekatı”nı zorunlu görüyormuş; çünkü Suriye’de IŞİD’e karşı sadece hava operasyonu ile sonuç alınmayacağı görüşündeymiş. Gerçi “kara operasyonu”nun yanında “güvenli bölge” ile “uçuşa yasak bölge” için ısrar ediyormuş ama; mülteciler için yer ve geçiş kapısı ayarlamaları yapıldığına göre, son iki şartının kabulünü şart koşmamış anlaşılan. Zira bu üç hususun kesin karara bağlandığına, karar altına alındığına dair bir veri yok. Oysa böyle bir güvence almadan “ABD’nin IŞİD savaşı”na destek verilmesini doğru bulmuyorum.

Ne varki Türkiye, diğer şartları sağlanmasa da, “ABD’nin etkili bir güçle kara harekatına katılması halinde büyük bir güçle kara operasyonuna dahil olmayı kabul etmiş” görünüyor. Yine anlaşılan, ABD ile “ortak hava operasyonları” yapmayı, bunun için Diyarbakır ve Malatya’daki üslerde bulunan “savaş uçakları” ile Batman’da konuşlu “insansız hava araçları”nı harekete geçirmeye çoktan onay vermiş. Öyle az-buz değil, ABD plânlarının işlerliği için tam 60 uçağın devreye sokulacağı söyleniyor! ABD de İncirlik’teki hava gücünü takviye için “F-15-E”leri önümüzdeki günlerde gönderecekmiş. Yanında, halen Türkiye’de bulunan 6 adet İHA’ya takviye olarak 4 adet daha gönderecekmiş. Ayrıca 12 adet KC-135 tanker uçağı da çoktan İncirlik’e konuşlandırılmış.

ABD bu kadar plân yapıyor da, Türkiye’nin şapkasını önüne koyup şunu düşünmesi gerekiyor: Ya bu savaş kontrol edilemez ve yayılırsa ne olacak? ABD için hava hoş; baktı işler istediği gibi gitmiyor, çeker ülkesine gider; rnahatına bakar. Türkiye ise söndürülemeyecek bir alevin tam ortasında kalır. Savaş teknolojisi “yakıt”, “mühimmat”, “yedek parça” ve “yazılım” bakımından dışa bağımlı olduğundan, öylece kalakalır. Bunun yıkıcı sonuçlarını kim üstlenecek peki? Bir Silvan’ı bile 10 gündür kontrol edemiyoruz, tüm bölgeyle nasıl başa çıkacağız?

IŞİD sonrası ise ayrı bir muamma. Türkiye, IŞİD’den temizlendikten sonra PKK/PYD’nin bölgeye yönelik planlarının önüne geçilmesi, Türkmenlere ulaşım ve mültecilerin barındırılması açısından hayati bir önem taşıyan “Cerablus’un statüsü”nün belirlenmesi aşamasında masada yer almak istiyor. Ancak dikkat edin, masada yer alacağına dair alınmış bir güvence vaya garanti yok. Oysa garantiler alınmadan asla savaşa da girilmemeli, hiçbir şekilde destek de olunmamalı diye düşünüyorum. Üstelik, Kuzey Irak’taki Şengal kentini ve bölgeyi IŞİD’in elinden almak için yapılan geniş çaplı bir saldırıya PKK da katılmışken... Çünkü görünen o ki ABD, bölgeyi dizayn ederken, “tetikçi” olarak kullanabileceği hangi ğüç varsa sahaya sürecek. Böylece PKK, “meşru bir koalisyon gücü” olma yolunda hızla yol alacak. Peki, bunun sonuçlarının da hesap edilmesi gerekmez mi?

Kişi başına düşen Milli Gelir bakımından çok da iyi durumda değiliz (2015 için 10936 Dolar olarak öngürülüyor). İhraç ettiğimiz hemen hiçbir sanayi ürünümüz yok. Tüm temel malları dışıradan alıyoruz. Savaş teknolojimiz büyük oranda dışa bağımlı. Ağır silahları, tankı, topu, uçağı vs. dışarıdan alıyoruz. Kendimiz montajını yaptıklarımızın da yazılımı ve yakıtı dışarıdan.

Peki, bu kadar dışa bağımlı, başkalarına muhtaç haldeyken, yüzyıllardır olduğu gibi, savaş sonunda da bir arada bulunmaya devam edeceğimiz komşularımızla, geleceğe dair kapanmayacak yaralar oluşturacak, husumetleşmelere yol açacak bir savaşı niçin, ne ve kimin adına, kimin için yapmaya kalkışıyoruz? Suriye’ye veya Irak’a gireceğiz de ne olacak?

ABD’nin tuzu kuru tabiî ki; başı sıkışsa çeker gider ülkesine, bölgede olup biten sorunların biri bile onu etkilemez. “Bana dokunmayın da ne haliniz varsa görün” dediğinde, biz baş başa kalacağız bugün kapıştığımız komşularımızla.

Komşumuz iyidir veya kötüdür, o ayrı konu. Ancak ülkemizi buradan alıp başka bir yere taşıyamayacağımıza göre, komşumuzu da seçme hakkımız yok maalesef. O halde sorunlu da olsa, var olan komşuyla ne kadar iyi geçinirsek o kadar kârlı/doğru olmaz mı? Aslında Davutoğlu’nun “komşularla sıfır sorun” ideali çok iyiydi ve doğru olandı; ama bunu sağlamak için gereken altyıpıdan yoksun olduğumuz için “kürüsel güçler” bu politikanın canına okudular. Ancak yine de biz bize kaldığımızda nasıl yaşayacağımızı hesabedip etrafımızla o hesap ile münesebet kurmak zorundayız.

IŞİD’in Türkiye’ye bir zararı var mı? Varsa tepesine binilsin. Ama hiçbir hukuk ve ölçü tanımayan, koskoca bir coğrafyayı ve onbinlerce insan potansiyelini kontrol eden, korkunç bir mali kaynağa (petrol) sahip bir örgütü, ABD öyle istiyor diye durduk yere niçin düşman olarak karşımıza alalım da bışımıza bela edelim? PKK belasını savuşturduk mu da yeni belalara davetiye çıkarıyoruz?

Suriye’ye veya Irak’a gireceğiz de ne olacak? Ne elde edeceğiz? Oradaki müslümanların bağımsız ve özgür bir ülke kurmalarına mı faydamız olacak? Oradaki Türkmenlerin kıyımdan geçirilmesini mi önleyeceğiz? Bunu bu zamana kadar yapmamışsak veya yapamamışsak, bundan sonra da yapamayacağız demektir. Çünkü yanıbaşındaki bir gelişmeyi kontrol etmek ve yönlendirmek için bile ABD’ye ihtiyaç duyan bir yapıyla alabileceğimiz bir yol da, varabileceğimiz bir menzil de yok. Varsak varsak, küresel güçlerin çıkarları için tetikçilik yapacağımız bir zemine kadar varabiliriz. Sanıyorum bunu istemiyoruz, değil mi?

Kobani’de PKK’yı desteklerken yazmıştım, ama kimse dinlememişti. Türkiye IŞİD’e karşı PKK’yı destekledi de ne oldu? PKK’ya Suriye’nin kuzeyini ülke olarak kazandırmış oldu. Türkmenler ise sefilleri oynuyor. Meseleye “din” açısından baksak da, “kan” açısından baksak da, kazanç açısından baksak da zarardayız.

Milyonlarca mülteci ayrı bir dert; kan, gözyaşı, savaş, istikrarsızlık ayrı bir dert... Dert üstüne dert; ama biz şimdi tutmuş, başkalarının plânlarına hayatiyet kazandırmak için elimizi taşın altına da değil, bedenimizi ateşin içine atıyoruz. Çünkü plân bizim değil; o halde sonuç da bizim istediğimiz gibi olmayacaktır. Bize, sadece gözümüzü boyayacak birkaç avuntu verilecek ve bölgede küresel emperyalist güçlerin istediği bir reorganizasyon yapılacak. Bunun bizim hayrımıza olacağını kim söyleyebilir?

Madem savaşa giriyoruz, o halde şu beş şart mutlaka ve mutlaka koşulsun ve kesin karar altına alınsın:

1- Suriye’de Esed devrilecek.

2- PKK tasfiye edilecek.

3- Bölgenin dizaynında nihai kararı Türkiye verecek, Türkiye’nin yeni düzene dair veto hakkı olacak; hayır dediği olmayacak.

4- Türkmenlere geniş bir coğrafyada otonomi verilecek.

5- Türkiye’nin savaş masraflarını ABD veya uluslararası bir fon karşılayacak.

Bu beş şart kesin karara bağlanırsa, Meclis’ten de buna göre tezkere çıkarılırsa, millete de deklare edilirse ABD’nin yanında savaşa girilebilir. Ancak bunun için ilk aşama olarak ABD’nin Kandil’deki PKK elebaşılarını paketlemesi, Esed sonrası için Suriye’nin nasıl bir yapıda olacağı andlaşmayla karar altına alınması ve bu dört hususta kesin güvenceler elde edilmesi lazım. O zaman savaşa iştirak edilebilir.

Aksi taktirde tek kurşun bile atılmamalı. Tek uçak bile kaldırılmamalı. Hava üsleri de, kara geçişleri ve üsleri de kullandırılmamalı. Sınırlardan kimseye geçiş izni verilmemeli. Tanklar-toplar tek atış yapmamalı. Asker tek hamlede bulunmamalı. Hele kara operasyonu veya karadan sınır geçeşine asla izin verilmemeli.

Bizim yaşadığımız ve yaşamaya devam edeceğimiz bir bölgenin, bu bölgedeki hiçbir olumsuz gelişmeden hiçbir doğrudan etki hisetmeyecek olan ABD’nin plânına göre dizaynına nasıl alet ve maşa oluruz? Bu kadar mı aciz durumdayız? Asıl kafa yormamız gereken bu değil mi?

İllâ da “savaşa gireceğiz” diyorsanız, bütün bunları tüm açıklığıyla millete anlatın ve Meclis’ten değil milletten, referandum ile tezkere isteyin. Çünkü, madem ki savaşın maliyetini vergi veren millet karşılayacak, masrafa girilip girilmeyeceğine de, geleceğe dair sorunların üstlenilip üstlenilmeyeceğine de millet karar versin.

Bakalım millet, verdiği verginin ABD plânlarının ihyası için çarçur edilmesine razı olacak mı?

Giriş Tarihi: 12.11.2015  (1982)


Etiketler: İslam |  Kur'an |  şeriat |  din |  iman |  cihad |  Türkiye |  Muhammed |  Allah |  müslüman |  zulüm |  zalim |  mazlum |  yahudi |  halk |  devlet |  siyaset |  hukuk |  kanun |  yasa |  anayasa |  Faruk Köse |  insan |  insan hakları |  medyatizma |  politika |  meclis | 


Adı Soyadı
E-Mail

0 karakter girdiniz. | 1000 karakter kaldı.
Medyatizma Yandaki numarayı giriniz

 
YORUMLAR

E-Posta: farukkose@hotmail.com       -       Twitter: https://twitter.com/FarukKose52