MESAJLARIM
Müslümanlar birbirlerine merhamet etmeyi öğrenemedikleri müddetçe, dünyanın her yerinde müslümanlara zulmeden küfür güçlerinden de merhamet bekleyemezler.
Kardeşliğin Baş Düşmanı Olan “Tefrika”dan Kaçınmalısın // (Faruk Köse)

Facebook da paylaş   Google da paylaş   Twitter da paylaş

21.11.2015

Kardeşim,

Bugün müslümanlar maalesef paramparça olmuşlar. Bedenleri bireyselleştikleri için parça parça, fikirleri parça parça, amelleri parça parça, yolları parça parça, “hal”leri parça parça, “kal”leri parça parça, “öz”leri parça parça, “iz”leri parça parça; ama hepsinden daha acısı ve önemlisi, ruhları parça parça, gönülleri parça parça, inançları ise paramparça!...

Böyle acı bir tabloyu güzelleştirecek, böylesine kara bir tefrikayı önleyecek tek yolun “Kardeşlik Sevgisi” olduğu hususunda hiçbir kuşkuya sahip olmadığından eminim.

Kardeşim;

“Dış düşmanların ortaya çıkması ve saldırması halinde, iç düşmanlıkları unutmak ve terketmek” şeklinde özetlenecek “sosyal düzen ilkesi”ni en ilkel topluluklar bile uyguladıkları halde, bizlere ne oluyor ki, peş peşe saldıran sayısız düşman varken, ufacık anlaşmazlıklıklarımızı bile unutmayıp büyüterek, dış düşmanların saldırılarına zemin hazırlıyoruz?

Bu durum, bir alçalış, yıkılışa yol açma, vahşet ve İslam toplumunun toplumsal hayatına yapılan bir hainlik değil mi? Bu durum düşmanın ekmeğine yağ sürmek, kendi ellerinle kendini Allah düşmanlarına hizmetkâr kılmak değil mi?

Mü’minler toplumuna karşı saldıran ne kadar düşman olduğunu görmüyor, bunlara karşı tedbir almak gerektiğini düşünmüyor musun? Her birine karşı el ele verip dayanışmaya girerek savunma yapmak gerekirken, onların saldırılarını kolaylaştırmak, İslam’ın harimine girmeleri için kapıları açmak anlamına gelen “kin güderek taraf tutma” ve “düşmanca inatlaşma”, iman ehline, “Ümmet şûuru”na, “İslam kardeşliği”ne yakışır mı?

Oysa senin bu düşmanlara karşı en güçlü silahın, siperin ve kalen, gücün-kuvvetin “İslam Kardeşliği”dir. Bu İslami kaleyi küçük düşmanlık ve bahanelerle sarsmanın, İslam’ın yararına ne kadar aykırı olduğunu anla ve uyan! Bu hususta Rasulullah’ın şu sözünü de asla unutma:

“Mü’minler, birbirleri için kenetlenmiş bir yapı gibidirler; birbirlerini desteklerler.” (Buhari)

Kardeşim;

Şunun idrakinde ol ve hiçbir zaman hatırından çıkarma: Eğer kardeşliklerinin zayıflamasından ötürü müslümanlar bölünür de gruplara ayrılırlarsa, bu, dinin yok olmasına yol açacaktır. Allahu Teala’nın, seni İslam Dini ile imtihan edeceğini ve ondan hesaba çekeceğini zaten biliyorsun. O halde, dininin yok olmasına sebep olacak tefrikaya asla geçit verme, tevessül etme!

Kardeşim;

Tefrika, “kardeşlik esasları”na aykırıdır, “kardeşlik sevgisi”nin karanlık gecesidir, “kardeşlik medeniyeti”nin tahribatçısıdır, “kardeşler topluluğu”nun dağıtıcısıdır.

O halde şunu unutma ki, kardeşlik esaslarına aykırı olarak tefrikaya düşersen, telafisi ve kurtuluşu çok zor olan büyük felaketleri davet etmiş ve onlara zemin hazırlamış olursun.

Tefrika, evvela müslümanın “beş temel emniyet”ini; “can, mal, nesil, akıl ve din emniyetleri”ni tehdit ve tahrip eder. Bundan daha büyük bir felaket ne olabilir ki?

Ayrıca tefrika; “Ümmet bilinci”ni körelterek iç çekişmeleri zirveye çıkarır. Biz kendi kendimizle uğraşırken, Allah’a ve İslam’a düşmanlık besleyip savaş açanlar, dünyalarının sefalarını sürerler. Hem de bizlerin sırtında!...

Senin böyle bir neticenin müsebbibi olmayacağını düşünüyorum. Aksi halde sen, “Kardeşlik Medeniyeti”nin takipçisi değil, tahripçisi olursun, öyle değil mi?

Kardeşim;

Elbette biz insanız ve aramızda Ademî vasfımız gereği kimi uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar olacaktır. Ancak bunlar asli değil, fer’idir. Büyük değil, küçüktür. Esasta değil, ayrıntılardadır. Aşılmaz hiç değildir; dikkate bile alınmayacak kadar önemsizdir.

O halde şunu unutma ki, fer’i meselelerdeki ihtilaflar, müslümanlar arasındaki “uhuvvet hukuku”na halel getirmemelidir. Eğer ihtilaf edilecekse, bu da “kardeşliğin gerektirdiği ahlâk”a uygun olmalıdır.

Kardeşim;

Müslümanlarla aranda ihtilaf olabilir; ancak bunun “ihtilaf ahlâkı”na uygun olması lazımdır. Çünkü “Tevhid inancı” üzerinde ittifak etmiş olan müslümanların fer’i meselelerdeki problemlerinin çözüm yolu, ihtilaf ahlâkıdır.

İhtilaf ahlâkı, Rasulullah’ın rehberliğinde sürdürülen İslami hayata egemen olan sevgi ve saygının sermayesi, Allahu Teala yolunda ve Allahu Teala’nın emrettiği şekilde sürdürülen Rabbani çalışmaların bereketidir. Mü’minlerin, “Şirk’i imha, Tevhid’i ihya” projesinin tatbikinde kalben, zihnen, fikren ve amelen yardımlaşmalarıdır.

İhtilaf ahlâkı, müslümanların birbirlerini mazur görmeleridir. Ihtilaflı meselelerde müslümana düşen görev, müslüman kardeşini mazur görmesi, onunla arasını soğutacak bir algılama içine girmemesidir. Şunu unutma ki, müslümanlar arasındaki vahdet, sû-i zan ile değil, hüsn-ü zan ile tesis ve idame ettirilir.

İnsanlığın dünya ve ahiretini helâk edecek olan ideolojiler kültürünün istilası altındaki İslam coğrafyasında, aslolan, her müslümanın, meşreb ve üslûbu kendi meşreb ve üslûbundan farklı olan diğer bir müslümanın doğrularını tasdik, yanlışlarını ise onu itmeden, kaçırmadan, ürkütmeden, soğutmadan, aralarındaki kardeşlik bağlarını koparacak hiçbir şeye yol açmadan tashih etmesidir.

İhtilâf ahlâkı, müslümanlar arasında kalbi birlikteliği ve bütünlüğü sağlayan bir kal ve hal ilmidir. Bu itibarla ihtilaflarımızın inancımızla şekillenmiş bir ahlâk ile kontrol edilmiş olması, “Kardeşlik” için olmazsa olmaz niteliktedir.

Kardeşim;

Kardeşler daima birlik ve beraberlik içinde olmalı, aralarındaki birlik ve beraberlik bağlarını asla koparmamalı ve parçalanıp ayrılmaya neden olacak hiçbir yola girmemelidir.

Bu nedenle, şimdi hep birlikte, kardeşlerimizden ayrılmayacağımıza, onlara sırt çevirmeyeceğimize, onları terketmeyeceğimize, onlarla aramızı açmayacağımıza söz vermeli, bunu kendi hayat yolumuzun vazgeçilmez bir yol azığı olarak kabul etmeliyiz.

Şunu asla unutmamalıyız ki, kardeşlerimizle birlikte olmak rahmet, onlardan ayrı düşmek ise azaptır. Bu gerçeği bize hiçbir şey unutturmamalı. Kardeşimizle aramıza nifak sokacak, kardeşler olarak bizleri birbirinden ayırmaya sebep olacak hiçbir hal ve kal’de bulunmamalı ve buna yol açacak hiçbir şeye, hiçbir zaman müsaade etmemeliyiz.

Kardeşim;

Sakın grupçuluk, fırkacılık yapma. Zira Allahu Teala fırkacılığı yasaklamış ve hep birlikte, toptan Allah’ın ipine sarılmamızı emretmiştir:

“Ey iman edenler! Takvaya yaraşır bir şekilde Allah’tan hakkıyla korkun. Sakın müslüman isminden başka bir sıfatla can vermeyin. Hepiniz Hablullah’a sımsıkı sarılın, fırkalara ayrılmayın. Allah’ın, üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz, birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmiş ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarındayken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki, doğru yolu bulasınız.” (Âl-i Imran/102-103)

Hablullah, “Allah’ın İpi” demek olup, bununla Kur’an ve Sünnet kastedilmiştir.

Demek ki Tevhid ekseninde kardeş olmanın gerek şartları arasında, fırka taassubundan arınmış olarak Hablullah’a sarılmak, yani Kur’an ve Sünnet ile bizim için tayin edilmiş olan hayat sistemine göre yaşamak da yer alıyor. Senin, mü’min kardeşinle arandaki ihtilâfları kesin olarak çözüme kavuşturacak Kur’an ve Sünnet gibi iki büyük kaynağın, hazinen varken, ihtilafta karar kılmak sana yakışır mı?

Kardeşim;

İslam, insanları birleştiren ve kaynaştıran bir rahmet nizamıdır; sevgi ve saygı medeniyetinin alternatifsiz sahibidir. Bu nedenle hayatlarını Allah’ın hükümlerine göre tesis eden müslümanlar, özellikle birbirlerine karşı birer “sevgi pınarı” olmalılar. Böylece Allah yolunda kardeş olunur ve dost kalınır. Unutma ki, Allah yolunda dost olanlar Allah’a dost olanlardır; Allah yolunda dost kalanlar ise Allah ile dost kalanlardır.

Kardeşim;

Kardeşlerini öldürme, dirilt; dağıtma, topla; yıkma, yap; karartma, aydınlat; idlal etme, irşad et. Kardeşler topluluğunu daima güçlendir, onlara nasihat et ve onların nasihatlerine kulak verip itibar et. Hem doğru sözlü ol, hem de o doğru sözü güzel bir şekilde söyle. Zira Allahu Teala bunu emrediyor:

“Kullarıma söyle, en güzel şekilde konuşsunlar.” (Isra/53)

Kardeşim;

Sen, İslam’a hizmet etmekle yükümlüsün. Din-i İslam’a hizmet edebilmek için, müslümanların evvela  kalplerinin, sonra da fiillerinin birleşmesinin şart olduğunu biliyorsun. Kalben birleşemeyen kimselerin, fiiliyatta birleşmelerine imkân olmadığından da haberdarsın.

O halde;

Kalbini, gönlünü, aklını, fikrini ve zikrini, hal’ini ve kal’ini, duygunu ve düşünceni, inancını ve amelini, söylemini ve eylemini müslüman kardeşlerinle birleştir, yolunu onlarla Hablullah üzere bir tut.

 

“KARDEŞLIK MEDENİYETİ”NDE ÇATIŞMA YOK, “KARDEŞLİK” VAR

Kardeşim;

Sen benim kardeşimsin. Biz, bir medeniyeti, “Sevgi ve Kardeşlik Medeniyeti”ni birlikte kurduk ve bu medeniyet temelleri üzerinde Hakça bir dünya inşâ etmenin mücadelesini sürdürüyoruz. Böyle bir yolda çatışma olur mu hiç? Bu yol “kardeşlik”ten başka bir şeyi kaldırır mı?

Ben, senin kardeşin olarak seninle ve hiçbir kardeşimle çatışmayacağıma, herhangi bir kardeşim bana sataşsa da ona sataşmayacağıma, herhangi bir kardeşimden gelecek kötülüğü iyilikle karşılayacağıma, hiçbir durumda, hiçbir şey için, hiçbir kardeşimi arkadan vurmayacağıma, kardeşim hangi durumda olursa olsun ve ben hangi halde bulunursam bulunayım, kardeşimin daima yardımına koşacağıma dair bir inanç taşıyorum. Bunu, aramızdaki kardeşliğin bir gereği olarak kabul ediyor ve senden de böyle bir kardeşlik tavrı bekliyorum.

Kardeşim;

Hangi zamanda, hangi zeminde ve hangi durumda olursan ol, kardeşinden ilgiyi asla kesme, kardeşine küsme. Zira iki iman kardeşinin üç günden fazla küs durmasını dinimiz zaten men etmiş. Nitekim Rasululluh (s.a.v.), hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor:

“Bir mü’minin, mü’min kardeşi ile üç günden fazla dargın kalması helal değildir. Gerçek anlamıyla mü’min olan kimse, dargınlığı üzerinden üç gün geçince dargın olduğu arkadaşına varsın ve ona selam versin. Karşısındaki eğer selamını alırsa, her ikisi de ortaklaşa sevab kazanmış olurlar. Eğer selamı almazsa, günahkâr olur ve selamı veren kimse kırgınlığa, kendi payına son vermiş olur.” (Müslim)

“Herhangi bir müslümanın mü’min kardeşi ile üç gece (gün)den fazla dargın kalması, karşılaştıkları zaman yüzünü birisi bu tarafa, diğeri de o tarafa çevirmesi helal değildir. İlk önce selam verip dargınlığı bozan, Allah katında öbüründen daha iyidir.” (Müslim)

Çatışma yok, küslük yok, kırgınlık yok, dargınlık yok! Üç günden fazla küs durmak yasak!

Ancak öyle bir ortamda bulunuyoruz ki, üç gün bile çok uzun ve gerçekten bizim kaybedecek hiçbir vaktimiz yok.

O halde, aralarında kırgınlık olan kardeşlerimizin aralarını bulup kardeşlik çizgisi üzerinde onları barıştırmaya gayret sarfetmeliyiz. Nitekim Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

“Mü’min, dargınları barıştırır ve birleştirir. Mü’minleri ahenkli etmeyen ve onlarla ahenkli olarak yaşamayanlarda hayır yoktur. İnsanların en hayırlısı, insanlara en ziyade faydalı olandır. İki kişinin arasını bulmak, dargın olan iki adamı barıştırmak, fazla oruç tutmaktan, namaz kılmaktan daha iyidir.” (Buhari, Müslim)

Kardeşim;

Senin, bir mü’minde başta “iman” ve “İslam” olmak üzere pek çok güzel nitelik varken, sana zararlı olan ve hoşuna gitmeyen bir sıfatı yüzünden ona kin ve düşmanlık beslemen, o mü’minin manen boğulmasına, yanmasına, tahrib olmasına teşebbüs etmen, ya da bunu istemen, hem günah ve hem de korkunç bir zulüm değil midir?

Kardeşim;

Düşmanlık yapmak istersen, kalbindeki “düşmanlık duygusu”na düşmanlık et, onu gider. Sana en çok zarar veren nefs-i emmare belasına ve nefsinin hevâsına düşman ol, onu düzelt. O zararlı nefsinin hatırı için mü’minlere düşmanlık etme.

Eğer illâ da düşmanlık yapacaksan, Allah’a ve Allah’ın hükümlerine karşı mücadele eden kâfir ve zındık çoktur, onlara düşmanlık yap.

Kardeşim;

Eğer sana hasım olmuş bir kardeşinin bu hasımlığını yenmek istiyorsan, kötülüğüne iyilikle karşılık ver. Çünkü, kardeşinden gördüğün kötülüğe sen de kötülükle karşılık verirsen, düşmanlık artar. Görünüşte yenilse bile kalbi kin bağlar; düşmanlığı devam eder. Eğer iyilikle karşılık verirsen, pişmanlık duyup sana dost olur. Zaten Rabbimiz de bunu buyuruyor:

“Affeder, hoş görür ve bağışlarsanız; Allah da çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Teğâbun/14)

Kardeşim;

Sakın ara bozucu olma. Zira müslümanların arasını açmak, fitneye, mü’min kardeşlerinin büyük günahlara düşmelerine, müslümanların bölünmesine sebep olur. Bu da din düşmanlarının işine yarar. Neticede İslam’ın hayattan uzaklaştırılmasına yol açar.

Kardeşim;

Bil ki, bütün müslümanlar senin kardeşindir. Müslüman kardeşine saygı ve sevgi duy. Ona sırtını dönme ve onu kötüleme. Onu birlikte inandığınız davada yalnız bırakma. Her yerde onun malını, canını kendi malınmış, canınmış gibi koruyup müdafaa et. Onun haysiyet ve şerefini koru. Bu hususta Rasulullah’ın şu öğüdünü aklından çıkarma, bu öğüdün gereklerini ihmal etme:

“Birbirinize arka çevirmeyin, husumet beslemeyin, çekememezlik yapmayın, aranızı açmayın. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun. Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu mahrum etmez, onu terketmez. Kişiye kötülük bakımından, din kardeşini hakir görmesi yeter.” (Buhari, Müslim)

Giriş Tarihi: 21.11.2015   (1852)


Etiketler: İslam |  Kur'an |  şeriat |  din |  iman |  cihad |  Türkiye |  Muhammed |  Allah |  müslüman |  zulüm |  zalim |  mazlum |  yahudi |  halk |  devlet |  siyaset |  hukuk |  kanun |  yasa |  anayasa |  Faruk Köse |  insan |  insan hakları |  medyatizma |  politika |  meclis | 


Adı Soyadı
E-Mail

0 karakter girdiniz. | 1000 karakter kaldı.
Medyatizma Yandaki numarayı giriniz

 
YORUMLAR

E-Posta: farukkose@hotmail.com       -       Twitter: https://twitter.com/FarukKose52