MESAJLARIM
Müslümanlar birbirlerine merhamet etmeyi öğrenemedikleri müddetçe, dünyanın her yerinde müslümanlara zulmeden küfür güçlerinden de merhamet bekleyemezler.
Yedi Deniz Bölgesi’nde ABD’nin Oyunu // (Faruk Köse)

Facebook da paylaş   Google da paylaş   Twitter da paylaş

26.12.2015

Bundan 19,5 yıl önce, 29 HaziranEylül 1996’da yazdığım bir yazı “Yedi Deniz Bölgesi’nde ABD’nin Oyunu” başlığını taşıyordu. Burada sözünü ettiğim “Yedi Deniz Bölgesi”, dünyanın “Ortadoğu” olarak isimlendirdiği yer. İngiliz emperyalizminin belirlediği bu isimlendirmeyi reddediyorum; bu sebeple 19,5 yıl öncesinden, 7 denizin artasındaki bölgeye “Yedi Deniz Bölgesi” adını önermiştim. İşte bu yazıyı aynen, vurgularına bile dokunmadan yeniden paylaşıyorum. Bakalım değindiğim konuya dair 19,5 yılda değişen ne var? Bakalım o zamanki öngörülerimizden gerçekleşenler olmuş mu?

* * *

Allah bilir ya, “Tevhid mücadelesi”nin tarihinde bugüne dek görülmemiş bir zorlu mücadeleye doğru sürükleniyoruz. “Sürükleniyoruz” diyorum, çünkü “Allah erleri”ni bekleyen bu meşakkatli mücahede şöyle veya böyle gelip bizi bulacak da, biz müslümanlar, bu “savaşım” için planlı-programlı değiliz, gerekli güç ve techizatı hazırlamıyoruz, lüzumlu stratejiler tesbit ve takip etmemişiz, “gaye”den sapmış halde “dedef”ten başka istikametlere yönelmişiz; “gelişmeler”in akışına sürüklenip gidiyoruz.

Gelişmelerin oluşum sürecinde herhangi bir tesirimiz olmadığı gibi, “gelişmelerin akışı” diye sözünü ettiğimiz gidişat hiç de Allah Teala’nın imanlıları olarak takip etmemiz gereken istikamette değil.

“İslam Coğrafyası”nın “merkez bölge”si olan ve İngiliz emperyalizminin sömürge karargâhına izafeten “Ortadoğu” diye adlandırdığı “Yedi Deniz Bölgesi”nde bu durumun daha bir şiddetle gelişim içinde olduğunu müşahade ediyoruz. Yedi Deniz Bölgesi ve etrafında olgunlaştırılan palitika ve tatbikatlara baktığımızda, bunların, başlangıç-gelişim seyri ile yöneldiği istikamet ve birbirleriyle uyumlu münasebetlerini rahatlıkla görebiliriz.

Oluşturulmak istenen, İslam Coğrafyasının küfrün istilasında kalması, müslümanların “ümmet şuuru”na kavuşmaması, İslam’ın “ütopik bir ideoloji” haline getirilmesi ve bütün bunlara paralel olarak küfrün hakimiyetine dayalı bir “dünya sistemi”nin kurulmasıdır.

Bu amaca yönelik olarak ABD’nin Yedi Deniz Bölgesi’nde ve civarında sergilediği “Siyonist mantalite”ye dayalı oyununu şöyle özetlemek mümkün:

Halkı müslüman olan ülkelerin idari kadrolarına müslüman kisveli kuklalar yerleştirilecek ve rejim İslami motiflerle süslenecek; ama siyasî, sosyal, hukukî ve iktisadî düzen, hatta itikadî, amelî, ahlâkî ve kültürel düzen hiçbir zaman gerçek manada İslam’a göre olmayacak; Kur’an kaynak edinilmeyip, tatbikat Rasulullah’tan alınmayacak. Bu tip yönetimlerin vazifesi, başında bulundukları müslüman toplumları “din adına uyuşturup” ABD’nin “sömürge pazarı” halinde tutmak ve Tevhidî bir “eylem”i, Kur’an ve Sünnet istikametinde bir “değişim”i boğmak olacak. Bu niteliğiyle “Taşeron Katiller İktidarı” adını verebileceğimiz bu tür yönetimler el’an halkı müslüman olan ülkelerde görülmektedir ve bu durum, güçlendirilerek devam ettirilecektir.

“Parçalanmış ve birbirine yabancılaştırılmış bir ümmet mozayiği” oluşturulacaktır. Diğer bir ifadeyle, Ümmet-i Muhammed, bu şuurdan yoksun olarak, sunî gelişmeler içine çekilecek, birbirine kin duyan küçük gruplara ayrılacak, “sömürgeci küfür güçleri”nce istendiği an yutulabilecek birer lokma niteliğinde paramparça edilecektir. Bu durum da el’an yaşanmakta, ancak mevcudu dahi aratacak bir istikamete doğru yol almaktadır.

ABD’nin, her birinin başına birer “Taşeron Katiller İktidarı” oturttuğu “parçalanmış ve birbirine yabancılaştırılmış bir İslam coğrafyası”nın bu niteliğiyle kalmasına yönelik politika üretip strateji takip etmesinin asıl sebebi, sömürüdür. ABD, başta enerji ihtiyacı ve bunun için petrolün kontrolü olmak üzere, “süper”liğini sürdürebilmesi için belli bir kalite ve düzeyin altına inmemesi gereken üretiminde ihtiyaç duyduğu hammaddeyi İslam Coğrafyası’nın yer altı ve yerüstü kaynaklarından karşılamaktadır. Yine, ürettiği mamül maddeler için bir pazara ihtiyaç duymaktadır, ki bu da “üretmeyen”, ancak lüzumsuz yere “harcayan” bir “tüketim toplumu” olarak motive ettiği “müslüman sürüler”den başkası değildir. İşte, ABD’nin Yedi Deniz Bölgesi’ndeki oyununun nihaî amacı, “İslam’ın dünya iktidarı”nın önlenmesine paralel olarak, kendilerini İslam’a nisbet eden insanların ülkelerini “hammadde ambarı” ve “mamül madde pazarı” haline getirmektir.

Bu nihaî amaca yönelik olarak ABD, Yedi Deniz Bölgesi’nde “tam kontrol sahibi” olmak istemekte, bunun için de kimi “düzenlemeler”e gitmektedir. Yahudi Terör Üssü İsrail merkezli olarak “Siyonizm”in bölge liderliği, petrolün üretim ve tüketiminin kontrolü, bölgenin ekonomik ve kültürel olarak istila altında tutulması, stratejik bölge ve noktalarda ABD’nin askeri varlığının konuşlandırılması, Kur’an ve Sünnet istikametinde “toplumsal değişim”in önüne geçilmesi gibi birbiriyle bağlantılı ve uyumlu gelişmeler, ABD’nin tezgâhladığı düzenlemelerin başlıcalarıdır.

Yedi Deniz Bölgesi’ndeki düzenlemelerin bir başka kategorisi de, Kemalist TC ile “Siyonist Terör Üssü İsrail” arasında maksimum düzeyde görülen yakınlaşmadır. Bu yakınlaşma, ABD’nin bölge karakolu İsrail’in hayatiyetini garantiye alırken, halkı müslüman olan Türkiye’yi tamamen yalnızlaştırmaktadır. Öyle ki, “su sorunu” gibi yapay bir sorunun da devreye sokulduğu bölgede, halkı müslüman olan Türkiye, halkı müslüman olan diğer ülkelerle büyük bir “gereksiz çekişme” içine çekilmekte ve gittikçe yalnızlaştırılmaktadır. Bugün gelinen noktanın vahametini şöyle özetleyebiliriz: Stratejik konumu, nüfus kapasitesi, bilgi birikimi ve zengin yer altı-yerüstü kaynaklarıyla dünyanın sayılı devletleri arasına girebilecek potansiyeldeki koskoca Türkiye, Batı’nın çok yönlü desteği olmasa bir günde çökecek olan ve bizim Antalya vilayetinden daha büyük olmayan küçücük İsrail’e muhtaç ve onun güdümüne girmiştir!

ABD, bütün bu faaliyetlerinin yanında, İslam Coğrafyası’nın Yedi Deniz Bölgesi’ndeki kontrolünü kaybetmemek için hiçbir açık kapı bırakmamaya, her ihtimali dikkate almaya azami gayret gösteriyor; “bölgedeki varlığını pekiştirecek alternatif üsler” palazlandırma yoluna da gidiyor. Bunların en önemlileri, Kaykasya’nın güneyindeki Ermenistan’ın palazlandırılması ve Türkiye-İran-Irak-Suriye’den toprak kopararak taşeron ve ABD jandarması bir Kürt Devleti’nin kurulmasıdır. Elbette Kürtler İslam Ümmetinin güzide bir toplumudur ve elbette onlara yapılan zulmü, kim tarafından, ne adına ve hangi türden olursa olsun tasvip etmiyoruz. Ancak, İslam’ın ve müslümanların aleyhine olacak şekilde ve ABD kuklası bir Kürt Devleti’ne de karşıyız. Esasen bu nitelikte her türlü devlete de karşıyız; imanımızın, İslam’ımımız gereğidir bu.

ABD’nin Yedi Deniz Bölgesi’ndeki oyunu özetle böyle. Ancak “Büyük Şeytan ABD”, bu bölgeyi korumak için bölge çevresinde de kimi düzenlemelere gitmektedir. Bu cümleden olmak üzere Kafkasya’nın Rus güdümünde kalması, Afganistan’ın istikrarsızlığı, Pakistan’ın Hindistan’la sorunları sebebiyle kabuğuna çekilmesi, Sudan’ın izolasyonu ve İslamileşmesinin önlenmesi, Kuzey Afrika’daki İslam düşmanı diktatörlüklerin sürdürülmesi, Balkanlar’da İslam’ın izlerinin silinerek Hıristiyan-Sırp varlığının güçlendirilmesi ve Akdeniz’in tam bir ABD-İsrail gölü olması yönündeki çaba ve politikaları sayabiliriz.

Şimdi bütün bunlara karşın, “İ’lây-ı Kelimetullah” gibi yüce bir davanın vazifelileri olan biz müslümanların ne yaptığını herkes kendi vicdanında değerlendirsin. “Kur’an ve Sünnet hükümleri”ne dayalı “toplumsal değişim” ve “Hilafet” çatısı altında örgütlülük; ardından da “Birleşik İslam Ordusu”nun kurulması ve “topyekûn cihad” dışında bu zillete dur diyecek başka bir yol var mı?

Giriş Tarihi: 26.12.2015  (2728)


Etiketler: İslam |  Türkiye |  Ortadoğu |  Tevhid |  stratiji |  emperyalizm |  enerji |  pazar |  yalnızlaşma | 


Adı Soyadı
E-Mail

0 karakter girdiniz. | 1000 karakter kaldı.
Medyatizma Yandaki numarayı giriniz

 
YORUMLAR

E-Posta: farukkose@hotmail.com       -       Twitter: https://twitter.com/FarukKose52