MESAJLARIM
Müslümanlar birbirlerine merhamet etmeyi öğrenemedikleri müddetçe, dünyanın her yerinde müslümanlara zulmeden küfür güçlerinden de merhamet bekleyemezler.
Dinler ve Dini Topluluklar Arası Savaş // (Faruk Köse)

Facebook da paylaş   Google da paylaş   Twitter da paylaş

30.12.2015

Dünya büyük bir “dinler ve dini topluluklar arası savaş”a doğru sürükleniyor. Hak veya batıl, ama insanlar arasında “toplumsal kabul” görmüş belli başlı dinler arasında olacak bu savaş.

Görünen o ki, bu savaştan galip çıkacak din ve dini topluluk; dünyanın sosyal, kültürel, ekonomik, hukuki, siyasi vb. düzenini de belirleyecek ya da bu tür belirleyicilikte en etkin din olacak. Mağlup olanların genel etkinliği yok olacak; belli kazanımlar elde edenler de, gücüne göre “galip din”in hükümranlığının yanında kimi etkinliklere sahip olacak.

Bu söylediklerim bir gidişatın tesbiti; ufukların arkasında bekleyen kaçınılmaz geleceği öncü işaretlerine bakarak ifade etmeye çalışmadan ibaret.

Peki, niçin “dinler ve dini topluluklar arası savaş” olacak?

Çünkü bugünün dünyasında en etkin yükselen değer “din milliyetçiliği.” İnsanlar, “milliyet”lerini “din”leriyle ifade etmeye daha çok önem verir oldular. “Ulus milliyetçiliği” ya da “üniter devlet milliyetçiliği”, yerini “din milliyetçiliği”ne bırakıyor. Bundan sonra belli bir ekonomik kalkınmışlık düzeyine ulaşan, sanayisi ve teknolojisi gelişmiş ülkelerin tabanları da artan hızda çözülmeye yüz tutacak; toplumlar kendilerini ifade ederken, yaşadıkları ülkeyle veya devletle değil, inandıkları “din”le ifade etmeye başlayacaklar. Dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, belli din mensupları kendi aralarında yakınlaşacak; birliktelikerini oluşturma yoluna gidecekler. İlerleyen yıllarda daha da artan hızla müslümanlar “Ümmet şuuru”yla “İslam”da buluşma eğilimi gösterecek; diğer dinlerin mensupları da kendi aralarında toparlanmaya çalışacaklar.

Kaçınılmaz gelecek olan “dinler ve dini topluluklar arası savaş”ın iki boyutu var. Biri, kendini belli bir dine izafe edenlerin kendi aralarındaki savaş; diğeri ise farklı dinlere mensup topluluklar arasındaki hükümranlık savaşı. Bunu biraz daha somut ifade edelim:

Kendilerini belli bir dine mensup sayan insanların oluşturduğu bir toplum, önce kendi içinde bir “arılaşma-olgunlaşma” savaşı verecek. O dinin kayıtsız şartsız bağlıları, samimi ve hakiki mensupları ile genel olarak o dine mensup sayılıp da aslında “dinlerinde itikad ve amel olarak samimi olmayanlar”, yani az dindarlar iki ayrı grup oluşturarak kendi aralarında büyük bir mücadeleye tutuşacaklar. Bu mücadele sonunda, insanların safı ve niteliği belli olacak, dini grupların nicelikleri de ortaya çıkacak. Bu savaş, dini grupların “arılaşma”sını, yani yabancı unsurlardan, samimiyetsiz ve “sahte dindarlar”dan arınıp durulaşmasını; kendi “öz potansiyel”lerinin ortaya çıkmasını sağlayacak.

İşte bu “saf”laşma ve “saflaşma”dan sonradır ki, farklı dinlere mensup topluluklar arasındaki hükümranlık savaşı olarak tanımlayabileceğimiz “dinler ve dini topluluklar arası savaş” başlayacak. “Dinler ve dini topluluklar arası savaş”ta coğrafi konum, bu savaş için hazırlanmış stratejilerin güçlülüğü ve yerindeliği, dinler arası ittifaklar veya ihtilaflar, dini grupların teknolojik, kültürel ve ekonomik yapıları vb.; sebepler ve şartlar bakımından önemli bir belirleyiciliğe sahip olacak.

İşte bundan dolayı, müslümanlar böyle bir “dinler ve dini topluluklar arası savaş”a hazırlanırken -ki görünen gerçeklere bakıldığında hazırlanmak zorundalar-, kısa, orta ve uzun vadeli programlar ve hedefler hazırlayarak mutlaka şu noktalarda yeterli düzeyde olgunlaşmalıdırlar:

1) “Ümmet birliği” mutlaka sağlanmalı. “Hilafet çatısı” altında, “Kur'an ve Sünnet hükümleri”ne tavizsiz ve mutlak olarak sarılan saf ve samimi üslümanlardan müteşekkil gerçek bir “İslam Milleti”ni teşkil etmek. Bunu sağlamak için “Ümmet şuuru”yla “vahdet”i sağlamak ve mutlaka da “Birleşik İslam Ordusu”nu kurmak.

2) “İslam Coğrafyası”nın mevcut hudutlarını ve bu hudutlar dahilindeki “stratejik noktaları tesbit ve tahkim” etmek. “Stratejik nokta” derken kastımız, sadece “askeri bakımdan stratejik” değil, aynı zamanda siyasi, coğrafi, ekonomik vb. tüm alanlardaki stratejik noktalardır.

3) Bu savaş için lüzumlu plânlar, programlar, çalışma takvimleri ve stratejiler hazırlamak. Bu, “İ’lây-ı Kelimetullah Stratejisi”dir.

4) Belli hedef noktaları tesbit etmek ve o noktalara fiilen ulaşma yoluna gitmek. Mesela, Balkanlar’da, Doğu Türkistan dahil Ortaasya’da, Endülüs’te yeniden “İslam’ın varlığı ve hakimiyeti”ni temin etmeye çalışmak.

5) ABD’ye, AB’ye, Rusya’ya, Çin’e, İsrail’e ve Hindistan’a, Afrika’nın sömürgeci gücü Fransa’ya ve tüm dünyada oyun kuran İngiltere’ye karşı “mücadele stratejileri” hazırlamak; bu ülkelerin hem “kendi aralarında ittifak kurmaları”nı önlenmenin yolunu bulmak, hem de “iç yapılarında çözülme”ye uğramalarına yönelik çalışmalar yürütmek.

6) İslam coğrafyasının güvenliği için belli noktalara ulaşan “hayat sahası” tesbit ve tayin etmek; İslam’a ve müslümana yapılacak saldırıları, doğrudan bize değmeden önce bu “hayat sahaları”nda karşılayıp bertaraf etmeye çalışmak.

7) İslam’a ve müslümanlara karşı bir “Hıristayan-Yahudi birliği”nin kurulmasını önlemek ve gerektiğinde bunları “kendi aralarında çatışma”ya itebilecek altyapıyı hazırlamak.

8) Kültürel, teknolojik, ekonomik ve sair alanlarda “yeterli düzey”e ulaşmak.

Bu saydıklarıma daha pek çoy eklenebilir; lâkin ilk etapta bu hususlara dair ciddi ve sağlam bir hazırlık içinde olmak gerekir.

Bu kapsamda dikkate alınması gereken çok önemli bir hususa temas etmek istiyorum: “Dinler ve dini topluluklar arası savaş”, daha çok “ekonomi ve enerji” dayanaklı olarak yürütülecek. Yani “Dinler ve dini topluluklar arası savaş”ta esas olan “din”lerdir; “dini topluluklar”ın inandıkları dine uygun “hayat sistemi”ni dünyaya hakim ve hükümran kılmasıdır. Ancak bu savaşta dünyevi vasıtalar açısından asıl belirleyiciliği “ekonomi” ve “enerji” sağlayacak. Savaş, ekonomi ve enerji eksenli olarak yürütüleceğe benzer. Ekonomik gücü bulunan ve enerji kaynakları üzerinde söz sahibi olan, bu savaşın galibi olacak.

Bu arada “ekonomi mi, din mi?” ikilemi yaşanarak, bu iki gruplaşmadan, “dine dayalı ekonomi” ve “dinden bağımsız ekonomi” gibi iki kutup oluşacak. İşte asıl savaş bundan sonra çıkacak ve “dinler ve dini topluluklar arası savaş”ın galibi, büyük ölçüde “2 E Kapışması”nın neticesine bağlı olup, bu kapışmayla ortaya çıkacak.

“2 E Kapışması” çok önemli. Bu, “ekonomik düzey” ve “enerji kaynaklarının kontrolü”ne dayalı bir çatışma. Enerji, sanayinin de, teknolojinin de, bilimsel ve sair çalışmaların da, savaşın da bağımlı olduğu başlıca kaynak. Ekonomi ise, enerjiye bağlı üretimin işe yarar bir nicel ve nitel varlığa dönüşümü. İşte bu “2 E”, yani “Enerji” ve “Ekonomi”, “dinler ve dini topluluklar arası savaş”ın akıbetini belirlemede başlıca iki etken ve en etkin etken olacak.

Sonuç olarak, “dinler ve dini topluluklar arası savaş” hakkında şunları söyleyebiliriz:

Dünya, insanlık, artık “ulusal çıkarlar”ı değil, “global çıkarlar”ı için çatışan gruplaşmalara, kutuplara ayrılacak. Bu kutuplar, belli başlı dinlerin, kendi mensuplarını bir homojen yapı içinde birleştirmesiyle oluşacak. Küreselleşen ve “Küresel Köy” haline gelen dünyada, artık “ulus devletler” veya -hatta- “devletler” değil, “dinler” ve “dini gruplar” arası ilişkiler sözkonusu olacak. Bundan sonra, dinler arası bir çatışmaya/kapışmaya sürüklenecek dünya. İşte bu çatışmanın galibi “dünya gücü” olacak.

“Dinler savaşı”, belki “Üçüncü Dünya Savaşı” olacak. Bu savaşın yoğunlaşacağı bölgenin ise, “İslam coğrafyası”nın merkez bölgesi olan “Yedi Deniz Bölgesi” olacağı muhakkak.

Giriş Tarihi: 30.12.2015  (2140)


Etiketler: İslam |  savaş |  din |  dinler |  enerji |  ekonomi |  müslüman |  hıristiyan |  yahudi |  dünya gücü |  küreselleşme |  Faruk Köse | 


Adı Soyadı
E-Mail

0 karakter girdiniz. | 1000 karakter kaldı.
Medyatizma Yandaki numarayı giriniz

 
YORUMLAR

E-Posta: farukkose@hotmail.com       -       Twitter: https://twitter.com/FarukKose52