MESAJLARIM
Müslümanlar birbirlerine merhamet etmeyi öğrenemedikleri müddetçe, dünyanın her yerinde müslümanlara zulmeden küfür güçlerinden de merhamet bekleyemezler.
Adalet Mekanizmasını Öldüren Ülke // (Faruk Köse)

Facebook da paylaş   Google da paylaş   Twitter da paylaş

06.03.2016

Size bir ülkeden söz edeceğim. Adalet mekanizmasını öldürmüş, insanların hukuk güvenliği kalmamış; mahkemelerin, iktidarın emirlerini icra etmekten başka bir işlevi olmayan bir ülke...

Sözünü ettiğim bu ülkede, adalet mekanizmasının nasıl işlediğine dair neler olup bittiğine bir bakalım isterseniz. Mesela:

* * *

Herhangi bir kişiye ceza verilmek istenirse, ona suçun isnat edilmesi yeterli sebep sayılır; ispata gerek yoktur.

Yargılama esnasında, isnat edilen suçun ispat edilmesi yerine, fiilen yapılanr şudur: Suçlananın, suçsuz olduğunu ispat etmesi zorunluluğu esas alınır.

Eğer bazı şahıslar veya topluluklar bertaraf edilmek isteniyorsa, konuya uyarlanabilecek gerçekbir olay veya bizzat istihbarat örgütünün provake ettiği bir olay bahane edilerek, o olayla istenen kişi veya gruplar ilişkilendirip hapse atılır.

Siyasi muhaliflere ve fikir adamlarına adi suçlar isnat edilir; tecavüz, cinayet, hırsızlık ve benzeri suçları işledikleri iftirası atılır. Böylece bu kişiler, onursuz bir hale iteklenerek gözden düşürülür ve öylece tasfiye edilir.

Tutuklanana fiilen savunma hakkı verilmez; hiçbir iddianame olmadan aylarca, yıllarca hapiste tutulur.

Yargıçlar savunmayla, sanıkla alay edebilir. Aslında karar, iktidarın arzusu yönünde önceden verilmiştir. Bir kişi tutuklandığında, adil yargılama şansı hiç yok ve suçun isnat edilmesi, mahkûmiyet için yeterli gerekçe sayılıyor. Yargılama hakkın ortaya çıkması için değil, isnada meşruiyet kazandırmak için formaliteden yapılır.

Hapse atılanların ailelerine, akıbetleri hakkında bilgi verilmez.

Binlerce siyasi muhalif hapsedilmiştir.

Politik muhalefet şeklen serbest, ama fiilen yasaktır. Muhalefet edene hain gözüyle bakılıp ceza mekanizması üzerlerinde bir tehdit olarak tutulur ve pek çok muhalefet lideri ya hapistedir, ya da ülke dışına kaçmıştır.

Medya tamamen devlet kontrolündedir; sansürden geçmeyen hiçbir yayın yapılamaz.

Şehirlerin her köşe başında bir polis devriyesi vardır. Şehirlerin belli yerlerinde ve şehirler arası yollarda çok sayıda kontrol noktaları bulunur.

Yönetim sadece politik yaşama değil, aynı zamanda tüm toplumsal, dini ve ticari yaşama da müdahil olur. Neredeyse kişilerin beyninin içine ve vicdanlarının derinliklerine bile nüfuz edilmeye çalışılır.

Devlet adamlarının ortak olduğu büyük firmaların tekel konumunu korumak için istenildiği zaman pazarlar kapatılır, başka şirketlere çeşitli bahanelerle el konuluir ve halk daha da yoksullaştırılır. Ticarette ve perakendede tekelleşme had safhadadır.

İnsanları suçlamak için çeşitli yaftalar vurulur ve bu yaftayı yemiş kişiye istenilen her ceza verilir.

Hapishanelerde işkence sistemli, sürekli ve günlük rutinler olarak tatbik edilir.

Hiçbir temel insan hakkı yoktur.

İnsanlar özellikle fakirlik sınırının altında tutularak kontrol edilir.

İslamcı muhalifler adi suçlamalarla susturulup itibarsızlaştırılır.

Açık olan camiler devlete bağlı bir dini kurum tarafından kullanılır. Buralarda devletin dikte ettiği mesajlar cemaate okunur.

Tutuklanmak istenen kişilerin evlerine, işyerlerine ve arabalarına uyuşurucu, yasa dışı örgüt domükanı vs. konulur ve o kişi bir baskında bu suçlara istinaden tutuklanır. Hiçbir mahkeme gerçek sebebi araştırıp ona göre karar ver€mez.

Her 5 genç erkekten biri mutlaka bir sebeple suçlanıp hapse atılır.

İnsanlar, hiçbir bağlantılarının olmadığı mesnetsiz kanıtlara dayanılarak mahkûm edilir. Hatta, aynı suç tekrar tekrar gündeme getirilerek, her seferinde farklı kişiler o suçtan muhkûm edilir ve bu defalarca olabilir. Kimse de bu işte bir yanlışlık olduğunu söyleyemez.

Özellikle siyasi muhaliflerin sanık durumuna düşürülmüşse, suçlu bulunarak mahkûm edilme olasılığı %100’dür.

Bir sanığın ailesi ve yakınları da cezalandırılabilir; hiç yapılmazsa işinden atılabilir.

Özel sektöre saldırılar yapılır, parasal işlemler sıkı denetim altında tutulur. 500 doların üstündeki her işlem, silahlı maliyeciler tarafından denetlenip sorgulanır. Serbest girişimcilik engellenir. Yatırımcıların şirketleri ellerinden alınabilir.

Hiçbir siyasi muhalifin yargılamasının beraatle sonuçlandığı görülmez. Hatta mahkeme kararının bozulduğu hiçbir temyiz görülmemişyoktur.

Savcılar, sanıkları öldürmekle tehdit edebilir, yargıçlar açıkça taraf olduğu halde yine de davaya bakmaya devam eder.

İstihbarat, muhalifleri susturmak için onlara suç isnat edilmesi ve bunu gerekçe göstererek baskıları artırıp tutuklamaların meşru görülmesi için düzmece bombalamalar ve intihar eylemleri düzenler. Masum kişileri intihar eylemcisi olarak kullanır. Bu eylemler sonrasında binlerce muhalif, büyük bir “süpürme harekatı”yla tutuklanıp yargısız olarak infaz edilir.

Tutuklama, zenginlerden para koparmak için kullanılan bir taktik olarak kullanılır. Tutuklanan zengin, yüklü miktarda para karşılığında serbest bırakılır.

Kâğıt üzerinde olsa da, işleyen bir demokrasi yoktur. Parlamento seçimleri göstermelik olarak yapılı; aslında milletvekilleri iktidar sahibi tarafından seçilmiştir.

Yaygın, sistematik ve yoğun olarak uygulanan işkence, bir “sorgulama taktiği-tekniği” olarak kullanılır.

Hiçbir kesim kendi hukukuna sahip değildir Yani işçi, esnaf, aydın, talebe, kadın, erkek, yaşlı demeden kimse kendi haklarını ve hukuklarını talep edemez. Onlar ancak Kerimoviktidar sahibinin onun suç ortaklarının belirlediği “hukuk”a uymak zorundadırlar.

Güvenli bir ülke değildir. Polis ve savcı istediği kişiyi istediği suçla itham edebilir ve istediğine istediği davayı açabilir. Diledikleri kişilerin araba ve evlerine silah ya da narkotik maddeler bırakarak, onları suçlu gösterebilir.

Mahkemeler tamaman iktidar sahibinin kontrolü altında ve onun isteğine göre hüküm verir. Adil yargılama ve savunma hakkı yoktur. Mahkemeye çıkan kişinin, mutlaka suçlu olduğuna dair peşin kabul vardır ve mahkemenin işlevi, kişinin suçlu olup olmadığını tesbit etmek değil, sadece isnat edilen suça göre cezanın miktarını belirlemektir. Özellikle siyasi muhaliflerin beraat etme şansı yoktur.

Hukuk ve adalet, kağıt üzerinde ve ekranlarındaki propagandalarda mükemmel işler; ancak gerçek hiç de öyle değidir.

Birçok hakim, üstlerinden aldıkları emirle, rüşvetle veya keyiflerine göre kararlar verir. Bu kararların adaletle ve hukukun temel ilkeleriyle bağdaşan hiçbir yanı yoktur. Çıkarılan tuhaf genel aflarla çocuklara tecavüz edenler, hırsızlar ve uyuşturucu satıcıları, adi suçlular bile serbest bırakılırken; inançlarından, düşüncelerinden veya siyasi görüşünden dolayı hapishanede yatanların tutuklulukları devam eder.

İktidar sahibinin çok kulladığı bir kelime vardır: Cuvonimak... Bu kelime, “ailesiyle beraber harcanmak” demektir. Yönetim, istediği muhalifini ailesiyle birlikte yok eder.

Kişi basit bir olaydan dolayı kolaylıkla suçlu ilan edilebilir, çeşitli damgalar yiyebilir, ailesi ve yakınlarıyla beraber topluca cezalandırılabilir. Yakınları çok büyük baskılara maruz kalır; işyerlerinden veya kamusal alanlardan dışlanır ve engellenir.

Hamile kadınlar dahi hapse atılır.

Hapsetmek yönetim için bir kazanç kapısıdır.

* * *

Sözünü etiğim ülke, Özbekistan. Orada tam bir diktatörlük var. Diktatörlük olduğunda nasıl olduğunu bir görün istedim.

 

Giriş Tarihi: 06.03.2016  (1864)


Etiketler: özbekistan |  adalet |  zulüm |  hukuk |  diktatör |  demokrasi |  medyatizma |  Farik Köse |  Adalet Mekanizmasını Öldüren Ülke | 


Adı Soyadı
E-Mail

0 karakter girdiniz. | 1000 karakter kaldı.
Medyatizma Yandaki numarayı giriniz

 
YORUMLAR

E-Posta: farukkose@hotmail.com       -       Twitter: https://twitter.com/FarukKose52