MESAJLARIM
Müslümanlar birbirlerine merhamet etmeyi öğrenemedikleri müddetçe, dünyanın her yerinde müslümanlara zulmeden küfür güçlerinden de merhamet bekleyemezler.
Bir Başka Açıdan Devlet Teorisi // (Faruk Köse)

Facebook da paylaş   Google da paylaş   Twitter da paylaş

28.08.2016

1- Medeniyetin Siyasal Sistemi

Modern dünyanın başlıca sorunları arasında ilk sırayı “Siyasal Sistem” sorununun aldığını söyleyebiliriz. Zira insanları mutlu edecek olan da, hayatlarından bıktıracak olan da siyasal sistem ve siyasal sistemin niteliğidir.

Siyasal sistem, “devlet tüzel kişiliği”nin de, insanların “toplum hali”nde yaşadıkları “devletli hayat”ın da nitel ve nicel öğeleriyle belirleyicisidir; buna bağlı olarak başta “idari-kurumsal”, “iktisadî-malî”, “sosyal-kültürel”, “hukukî-adlî” sistem olmak üzere, genel olarak “rejim”in ve “hayat tarzı”nın kumanda, sevk ve idare mekanizmaları, siyasal sisteme bağlı olarak işlevlerini sürdürür.

“Medeniyet” ise insanlığın ulaşmak istediği bir “düzey”, haiz olmak istediği bir “vasıf”, kendini izafe ettiği bir “ana kaynak”, tarzını uydurmak istediği bir “asli esas”; mevcutlarını test ettiği bir “mikyas” olarak yer bulmakta. Bu nedenle “siyasal sistem” ile “medeniyet” arasında sıkı ve vazgeçilmez bir irtibat olduğunu ifade etmek mümkün.

Ancak sorun da işte bu noktada çıkıyor. Çünkü bu noktadan itibaren “medeniyet” terimiyle “siyasal sistem” terimi arasında bir öncelik-sonralık, astlık-üstlük ya da daha doğru bir ifadeyle “belirleyen-belirlenen” ilişkisi kuruluyor. Bu ilişkinin mahiyeti ve niteliği, insanları ya sorunlar yumağına doluyor ve çözümsüzlük girdabına sürüklüyor, ya da sorunların “sorun” olmadığı, çözümlerin kendiliğinden ürediği bir atmosfere çıkarıyor. Demek ki işin başı, “medeniyet” ve “siyasal sistem” terimleri arasındaki ilişkinin mahiyetinin kavranmasıdır.

Burada sorun şu: İnsanlığı yönetecek olan “medeniyetin siyasal sistemi” mi olacak, yoksa insanlık “siyasal sistemin medeniyeti”ne göre mi yaşayacak?

Bu ikisi kesinlikle aynı şey değildir, hatta mahiyet ve nitelik itibariyle aralarında en küçük bir benzeşme ya da yakınlaşma durumu yoktur. İfade ettiği mana ya da getireceği sonuçlar bakımından da tamamen farklı zeminlerde, birbirine zıt iki atmosfer teşkil eder.

“Medeniyetin siyasal sistemi” demek, özetle “siyasal sistem medeniyete göre tesis edilecek” demektir. Burada belirleyici öğe, üst norm, âmir hüküm, öncelikli kaynak “medeniyet”tir. Bunun aksine olarak, “siyasal sistemin medeniyeti” teriminde belirleyici öğe “siyasal sistem”dir; siyasal sistem kendince bir medeniyet kurmuş ve insanları ona göre yaşamaya zorluyor demektir.

Görüldüğü üzere, aynı kelimelerden oluşan bu iki terim, bambaşka ve birbirine tamamen zıt iki mahiyeti ifade etmede kullanılabiliyor.

Her iki durumda da aslolan, insanların bir “sistem”e tâbî oldukları, hayatlarını düzene koyacak bir sisteme ihtiyaç duydukları. Ancak önemli olan, nasıl olursa olsun, hangi vasfı taşırsa taşısın illâ da bir “sistem” ön kabulünden ziyade, insan fıtratını, toplumsal dinamikleri, kültür, kimlik ve kişilik değerlerini hesaba katan, gerçekten “işte bu” denilebilecek bir “medeniyet”e dayalı olan bir sistemdir. Bu da “medeniyet”in “siyasal sistem”e göre kurulmasını değil, “siyasal sistem”in “medeniyet”e göre kurulmasını gerektirir. Evvel⠓medeniyet” olacak, ama hangi medeniyet olacağına da doğru karar verilecek; bundan sonra o medeniyetin siyasal sistemi dizayn edilip insanlığın sevk ve idaresinde hâdim olacak.

Bu girizgâhtan sonra, artık “medeniyetin siyasal sistemi” üzerinde durabiliriz. Medeniyet aslında nedir, medeniyetin siyasal sistemi hangi vasıfları/nitelikleri haizdir, temel özellikleri nelerdir, insanlığa neler sunmaktadır, insanlığı nasıl bir zemine çekmek istemektedir, şimdi bunlar üzerinde durmaya gayret edeceğiz.

Toplum halinde yaşayan insanın, az çok mutlaka “siyasal davranış”ta bulunmadan edemeyeceğini bilmekteyiz. Yine insanın, kendini “medeniyet” kelimesiyle ifade etmeye meyyal olduğunu da görüyoruz. “Siyasal sistem” ve “medeniyet” arasında sıkı bir münasebet olduğunu ve bunun, “insanlığı yönetecek olan ‘medeniyetin siyasal sistemi’ mi olacak, yoksa insanlık ‘siyasal sistemin medeniyeti’ne göre mi yaşayacak?” sualini gündeme getirdiğini biraz önce ifade etmiştik. Bu cümleden olmak üzere, medeniyetin aslında ne olduğunu, medeniyetin siyasal sisteminin hangi vasıfları/nitelikleri haiz olduğunu, böyle bir sistemin hangi temel özellikleri bulundurması gerektiğini, insanlığa neler sunacağını, insanlığı nasıl bir zemine çekmek istediğini incelememiz gerekecektir. Ancak bundan da önce, meseleyi toparlamak açısından şuna açıklık getirmeliyiz: “Medeniyetin Siyasal Sistemi” ne/nasıl değildir?

Medeniyetin siyasal sistemi, “insan fıtratına rağmen” kurulan bir sistem değildir. İnsan fıtratına aykırı bir yanı ve yönü yoktur. Kararlar alınırken, icraatlar yapılırken, kurallar belirlenirken, kurumlar tesis edilirken, insanın “insan” olma yönüne ve taşıdığı fıtrî özelliklere/gerekliliklere ters düşecek, onları ihlal, iptal ve ihmal edecek bir yola başvurulmaz, böyle bir sonuç oluşturulmaz. Bundan ötürü böyle bir sistem içinde yaşayan insanlar, doğal davranışlarda bulunurlar, kendilerini baskı altında hissetmezler, sistem ile tam anlamıyla bütünleşmişler ve sistemi benimsemişlerdir, mutlu ve huzurludurlar.

Medeniyetin siyasal sistemi, insanları “toplum” haline getiren “temel toplumsal değerler”e, toplumun ve bireyin “kimlik ve kişilik değerleri”ne rağmen kurulan bir sistem değildir. Bu sistem içinde birey ve toplum açısından kesinlikle bir “kimlik bunalımı” ve “kimlik sorunu” yoktur. Sistemin yürütücüleri toplumun kimliği üzerinde oynama, toplumsal kimliği değiştirip yeni bir kimlik tesis ve tahsis etme gibi bir çaba içinde olmazlar; bilâkis toplumsal kimlik ve kişilik değerlerini korurlar, onları geliştirmeyi başlıca vazifelerinden bilirler. Bu bakımdan, siyasal sistemin idare tarz ve icraatlarıyla toplumsal beklenti ve ihtiyaçlar arasında uyumsuzluk görülmez, sorun yaşanmaz, istikrar hakimdir.

Medeniyetin siyasal sistemi, “hukukun genel niteliklerine aykırı” bir sistem değildir. Bu sistemde hukuk, yasaların tahakkümü altına alınmamıştır. Sistemin kurumsal ve kuralsal yapısı, tamamen hukuk çerçevesinde, temel hukuk esaslarının hudutları dahilindedir. Böyle bir sistem içinde “adalet” hakimdir, sistemin omurgasını hukuk oluşturur, ama o sisteme hayat veren ruh, “adalet”tir. İnsanlar, kendilerine adil davranılacağını, zulmedilmeyeceğini bildikleri için, genel bir rahatlama/rahatlık içinde hayatlarını sürdürürler. Bu da toplumsal bünyede ve devletli hayatın yapısında huzursuzluklara, karışıklıklara, çözülmelere mani olacak unsurların başında yer alır.

Medeniyetin siyasal sistemi, birey ve toplum ölçeğinde, “insan hak ve hürriyetlerine rağmen” kurulmuş bir sistem değildir. Bilâkis insanların temel hak ve hürriyetleri, sistemi dizayn eden olmazsa olmaz unsurlar arasında yer alır. İnsan haklarına rağmen, insanların temel hak ve hürriyetleri çiğnenerek “devletli hayat”ın sürdürülmesi de, siyasal sistemin yürütülmesi de söz konusu olmaz. Haklar, sisteme hayat veren temel unsurlardandır.

Medeniyetin siyasal sistemi, “denetimsiz” bir sistem olarak da kurulmuş değildir. Bu sistemin ve devlet tüzel kişiliğinin, birey ve toplum menfaatlerine, temel değerlere zarar verecek hiçbir oluşum ve icraat içinde bulunması mümkün olmaz. Kutsal bir yanı yoktur, dokunulmaz vasfını taşımaz. Birey ve toplum karşısında hesap soran değil, hesap veren bir vasfı haizdir; insanların, kendilerini sevk ve idare etsin diye kurdukları sistemi her zaman kontrol ve denetim altında tutma hakları vardır.

Medeniyetin siyasal sistemi, bireyler ve sosyal kümeler arasında “eşitsiz ve ayrıcalıklı” tutum ve icraat içinde olmaz. Bu hususlarda da “adalet” ve “hukuk” tek ve vazgeçilmez mikyastır. İltimas yoktur, kimini kayırma ve kimine de haksız davranma gibi çarpık uygulamalar bulunmaz.

Medeniyetin siyasal sistemi, “durağan” değildir; bireysel ve toplumsal ihtiyaç ve taleplere göre, yine temel toplumsal değerler çerçevesinde revize edilebilmeye açıktır. Dinamiktir, temel kriterlerde muhafazakâr da olsa, zamana ve zemine göre şekillenen yeni ihtiyaçlara cevap verebilecek donanımları kazanmak için gerekli revizyon çalışmalarına engel olacak bir vasfı yoktur.

Bunlar, “Medeniyetin Siyasal Sistemi”nin ne olmadığına ilişkin asgarî ölçüler ve nitelikler. Bu listeye ilavelerde bulunmak mümkün, lâkin yapılacak her ilave bunların açılımı olacağından, şimdilik bu kadarını ifadeyle yetiniyoruz. Bundan sonra, artık “medeniyet”in ve “medeniyetin siyasal sistemi”nin ne olduğu, nasıl ve hangi nitelikleri taşıdığına bakmak gerekir.

Doğrusunu ifade etmek gerekirse, medeniyetin siyasal sisteminin ne olmadığından söz ederken, bir yerde “ne olduğu”na da değinmiş olduk. Ancak medeniyetin aslında ne olduğunu, medeniyetin siyasal sisteminin hangi vasıfları/nitelikleri haiz olduğunu, böyle bir sistemin hangi temel özellikleri bulundurması gerektiğini, insanlığa neler sunacağını, insanlığı nasıl bir zemine çekmek istediğini biraz daha somut biçimde incelememiz daha doğru olacaktır.

“Medeniyet” denince ne anlaşılmalı? Ya da insanların kendilerini onunla ifade ettikleri “medeniyet” nasıl bir şey?

Kelime anlamıyla medeniyet, “şehirlilik” olarak tanımlandığı gibi, “bir toplumun maddi ve manevi, sosyal, siyasal ve kültürel varlığı ile ilgili özelliklerinin bütünü” olarak da anlamlandırılmakta. Bir başka açıdan da medeniyet, “bilim ve teknikte yüksek düzeye ulaşmış, kalkınmış, iktisadî bakımdan gelişmiş bir toplumsal düzey” olarak ifade edilmekte.